|
Beklemek, bir türlü gelmeyen iftar saati gibi… Acıkırsın, su içmek istersin, ama elinden birsey gelmez… Yapamazsın! Sabır dilersin, güç dilersin. Saçma sapan bir sürü şey yaparsın kendini oyalamak için, ya da hiç uyanmadan hep uyumak… Sonuçta bilirsin o saat gelecek ve bütün gün sabrettigine değecek hersey.
Kulağı sürekli kapıda olan insan bilir beklemek ne demek. Her asansör sesinde kapının Çalacağını zannederek ayağa fırlayan insan bilir beklemek ne demek. Giden bilmez, kalan bilir ezan sesi ne demek…
Sonsuz bir uçurum gibidir, düştükçe düşersin aşağılara doğru ve nihayet en dipten tepeye ulaşılmaz olur sesin. Gün gelir, kendine bile ulaşmaz olur sesin. Neyi, neden beklediğin önemli olan aslında… Üniversite Sınav sonuçlarını beklersin, bilirsin açıklanacağı tarihi. Anne olmayı beklersin, bilirsin doğacağı tarihi, asker yolu beklersin, bilirsin teskereye kaç kalmış. Tarihi bilinen her türlü bekleyiş heyecan verir, umut verir insana. Yoğun bakım ünitesinin önünde, içerde yatan hastanızı bekliyorsanız; sonucu acı olabilir bilirsiniz. Ucunda dua vardır bu bekleyişin, umut vardır hayata bağlayacak bir ışık belki, ama orada yatan hastanız bilmez sizin hangi ruh haliyle onu beklediğinizi… Acı, göz yaşı, tedirginlik, kaybetme korkusu… Gördüğünüz her doktora, her hemşireye, ordan bir haber sorarsınız. “İyi mi, iyi olacak mı, dönecek mi…?” gözlerinin içine bakarsınız, ufacık bir umut ışığı için… Orada yatan bilmez bütün bunları, hissetmez kendi acısını.
Yalvarışlar, yakarışlar nafiledir bazen. Bekleyen siz olunca, bağlanr eller-kollar, kapanır bütün yollar… Elinizde kalan tek şey dua, sığınacağınız tek yer İlahi Adalet olur…
|